7 Ekim 2010 Perşembe

ben böle sistemin...

2 gündür internette iş ilanlarına bakıyorum. yenibiris.com,kariyer.net. tarayıp duruyorum.sinirlerim bozuldu yahu..bu nasıl bir sistemdir?bu nasıl bir hayattır?5yıl eşşek gibi okuyup alanında iş bulamamak nedir abicim.hiç mi ilan olmaz ya.anca stajyer arayanlarda birkaç ilan var.onda da zaten bedava iş gücü.amele arıyorlar. para vermeden it gibi çalıştırsınlar.zamanı dolunca da başkasını alıp onu çalıştırsınlar.götler zaten lisans boyunca yeterince staj yaptık.bir imkan verin be çok şey mi istiyoruz. 
zaten bu bölümü seçen kafama sıçayım ben. idealistliğim tutmuş. bok mu var.siktirgit halkla ilişkiler oku.yığınla ilan var. ne diye gazetecilik okuyup medyanın sofrasına yem etmeye çalışıosun kendini. kim soktu lan kafama küçükken bu mesleği çıksın ortaya.iki çift lafım olcak ona. itlik yapacağına eşşek gibi çalışsaydın şimdi paşalar gibi iş bulurdun. git mühendislik oku,mimarlık oku bunları yapamıosan siktir git pazarlama oku lan gazetecilik haricinde ne okursan oku.hepsine iş var sana yok işte.zamanında tercih yaparken son anda ne diye değiştiriosun tercihlerini.paşalar gibi gidip 2 yıllık halkla ilişkiler okucaktın işte. ahh anne ahh çakamamışın bir beş kardeş o zamanlar bana. yürü git oku 2 yıllık diyememişin bana. seninde aklını çelmiştim hatırlıyorum.ahh şu dilim yok mu,ikna kabileyetim yok mu..illa başıma sonrasında iş açar zaten. neymiş 2 yıllık okuyup da nolcakmışım. işsiz geziolarmış.birsürü mezun varmış,bana mı kalcakmış.al muz.siki tuttum işte.gidip 5 yıllık uluslararası okulda istediğim mesleği okuyimmiş daha iyimiş. yok ingilizcem gelişirmiş yok uluslarası diplomaymış ebesinin amıymış. al işte noldu lan göt gibi kaldın.halkla ilişkilere yığınla iş sana da armutun sapı üzümün çöpü. ne sanıyodun ya. arkadaş gsf hazırlık atölyesi açıyor kendine.öğrenci gelirse nimetlencek işte.beni de ders çalıştırmak istedi. fotoğrafçılık okursun.seviyosun,yapıyosun diye. bu ilanlardan sonra ondan da soğudum.bisiktirolup gidip pazarlama okucam lan. birsürü pazarlamayla ilgili eleman arıyolar.kalifiye eleman olucam.hayattan soğuttunuz mk..
hadi dedim farklı dallardan eğitim alıp iş alanımı genişleteyim.faydası olur. sertifa neyim alırım biryerden iş imkanı doğar. yok oğlu yok işte. paran yoksa bi sik olamıyosun bu ülkede. en basitinden 3 haftalık bir eğitim 750tl den başlıo.peşin alırlarmış olmadı uygun kredi kartına taksit. hey gidi memleketimin eğitimi hep mi satılık olursun.hep mi ticari olursun. bu ülkede paran yoksa öl zaten.yaşamaya,nefes almaya bile hakkın yok. paran yoksa hastahane yok
paran yoksa doktor yok
paran yoksa yemek yok
paran yoksa eğitim yok
yok yok yok
paran yoksa öl,geber yaşamanın anlamı yok.sonra kalkıp fatmagülün suçu ne? dersiniz. suçu ne olcak parası yok. öle siker bırakırlar.üç kuruş ellerine sıkıştırırlar,satın alırlar gençliğini,özgürlüğünü,hayallerini. böyle benim güzel memleketim işte.insanı çileden çıkartırlar. bunlara çare bulmadan ali kesen veli bozan olurlar başımıza anca. arkadaşıma dert yanıyodum bu konu da o da gider evlenirsin sende zengin biriyle dedi. 
bulursan beni öner dedim. ne diim. evisinin kadını olur çocuk anası olmaz dersin.
o olmadı dedi
olur hacı yaa yap bi güzellik
pazarlık yaparız olma mı,ver elini sıkışalım...hoopp verdim gitti :)))

saygılar..

mr. lomo lomo




insani duygularımı aldırsam üzerimden yük kalkmış olur muydu sizce?

cevap: olabilirdi. neden olmasın..
mesela şu sıkılma dürtüsünü yok edicek bişeyler yapsa biliminsanları çok süper olurdu doğrusu.sıkılmaktan sıkıldım yaa..yeter artık..sıkılmak zorunda kalmayacağım günler istiyorum kendime.ama bu gerçekleşmeyecek bir istek oldu. sıkılma dürtüm tamamen benle alakalı bi durum nasılsa.ve hep de öyle olacak.memnuniyetsiz bir insan olmaya başladığımın farkına vardığımdan beri kendimden bile sıkılır oldum. 
1-geçimsizim
2-şanssızım
3-memnuniyetsizim
4-isyanlardayım
5-aklınıza ne geliyorsa o benim işte...
bu ekim ayı hayatımı s2ti desem yalan olmazdı..zaten 2010'a girdiğim günden beri hiçbirşey yolunda gitmediki..2010 laneti beni boğazlamaya devam ederken ekim ayında coştuğu için,kendini aştığı için tebrik ediyorum onu. ama güçlüyüm,dayanıcam..yenilmicem ulan 2010 sana görürsün..küllerimden doğarım ben göt gibi kalırsın demedi deme...


dün de zaten eve hırsız giriyormuş. komşular görmüş.adamları kovalamış.bissürü action olmuş.bizim götümüz duymamış.çünkü götümüz teyzemdeymiş:) adamlar girse yaşamışlardı ama.milli servetlerim notebook ve fotoğraf makinamı alsalar intihar sebebim olurlardı zaten. e evdekilerin aletleri de ayrı zaten.oohh ohh kısa günün karı. bide kedimi alıp not bıraktıklarını düşündüm.


not: bir kedin bile yok artık..al muz 


ne kötü olurdu lan..hem eşyalarımızı çal hem taşak geç bizle..helal derdim bu durumda ne diyim başka. 
kedi de en az benim kadar sıkılıyor zaten. yattığı yerden sadece kuyruğunu bir aşşaa bir yukarı sallıyor.


keşke benimde kuyruğum olsaydı.ayak sallamaktan kurtulur kuyruk sallardım bende:))



    
neyse işte sıkılırken kendime faydalı bilgiler edinmedim değil. google amca çok amaçlı bilindiği üzere.o olmasa napardık değil mi? meydan larousselar,ana britannicaları karıştırır olurduk sayfalarca incecik,minicik yazılar arasında kaybolmuştuk çoktan..(açıkcası o günleri özlemiyor değilim..eğlenceliydi)
sevgili googla amcaya son günlerde kafama taktığım lomo makinaları sordum. bir sürü online alışveriş sitesinde satışta olcak birçok lomo makina buldum. peki neydi bu lomoların diğer analoglardan farkı?

retro,vintage sevenler bu makinalardan kullanıyorlarmış..(ımmm kulağa çok hoş geliyor. bende severim) lomoyla çekilen fotoğrafları inceledim.düşler ülkesinde gibi hissettiriyor insanı.evet bu hissi çok seviyorum. gerçek dünyadan uzaklaşmayı seviyorum.peki lomo bunu nasıl başarıyordu?hop yine bir araştırma yaptım.

lomo models
horizon
Lomo’da kadraja gerek duyulmaması, onu en çekiçi kılan unsurların başında geliyor. Makine, fotoğraf tekniğini önemsizleştirerek spontane, renkli, otantik, sıradışı kareler elde etmenizi sağlıyor. Bulanık, parlak hızlı, yavaş karelerle gündelik hayatın hiç dikkatinizi çekmeyen yönleri belgelenebiliyor. Bazı modellerinde birden fazla lens kullanılarak gökkuşağı renkli flashlar elde edilebiliyor ya da bir takım optik çarpıtmalarla çılgın kareler yakalanabiliyor.
(ne güzel değil mi? tam da hayal ettiğim gibi)

Lomo’nun bir özelliği de her makinenin başka bir ya da birkaç özelliğe sahip olması. peki bu lomoların çeşitleri neler diyoruz hemen ve onun da yanıtını buluveriyoruz.
Lomo’nun Temel Modelleri
Horizon: Panoramik fotoğraflar çekmenin en kolay yolu. 120 derecelik bir açıyla çevrenizi kadraja alın.

colorsplash

Oktomat: Kareyi eşit sekiz parçaya bölen 
35mm makineyle kendinizi yönetmen gibi 
hissedebilirsiniz.

Colorsplash: Renkli filitrelerle dilediğiniz 
kareyi dilediğiniz renge boyayın ya da en
 sevdiğiniz görüntünün arkasını ışıklarla boyayın.

Pop 9: Pop-Art kamerası dokuz lensli. Aynı çarpıcı kareyi dokuz defa tekrarlayıp daha da çarpıcı hale getiriyor.
oktomat

Supersampler: Bu dört lensli kamera, ışığa duyarlı Japon panoramik lenslere sahip. Aynı   anda birbirini takip eden panoramik 
kareleri tek bir fotoğraf karesinde
 çekme imkânı veriyor.

Actionsampler: Dört lensli kamerayla bir anda dört farklı kareye sahip olabilirsiniz.


lomo severlerlerin tek kuralı kuralsızlıkmış. istediğiniz gibi çekin. kuralları önemsemeyin diyor. bu sözü bu işle profesyonel uğraşanlar mutlakaki tepki gösteriyorlardır eminim buna.ama biraz eğlenceden kimseye zarar gelmez değil mi?
bu makinaya aşık oldum ben evet. bana lomo
pop 9
 hediye alsanıza..çok mutlu olurdum nan.şipşak çekerdim hemen sizi:)

maymun iştahlıyım işte.gözüme bişi kestirmeyim illa istiyorum. ama içimden geliyor fotoğraf çekmek.biraz da mesleki bir iş olarak görmüyor değilim. ama son zamanlarda eline fotoğraf makinasını alan herkesin fotoğrafçıyım diye ortalıkta dolanmasına da sinir oluyorum. ağızlarının üstüne çöt çöt vurasım geliyor. ben fotoğrafçı değilim. sadece hobilerim fotoğraf çekmek:) beni de çekin ama yaa bıktım hep sizleri çekmekten. acukta bağa vir:)
actionsampler
supersampler
bu lomonun diğer bir özelliği ise fotoğrafın ortaya çıkışını sağlayan pinhole(iğne deliği) tekniğinin çoğunlukla kullanılıyor olması. okulda da görmüştük bu tekniği. tarihini felam. camera obscura diye geçiyordu. sevgili hocamız sınavda bile sormuştu.nasıl unutabilirim ki. eşşek gibi çalışmıştık:) ışığın ne şekilde kullanabilceğimizi gösteren bir teknikti. işin meraklıları bunu deneyebilirler.vereceğim linkte kendinize nasıl camera obscura yaratabileceğinizden ve çekilen örnekler sunulmuş. http://www.corbis.readymech.com/en/camera/?camera=5#main_image bu konuya değinmişken de
"CAMERA OBSCURA

Isik yalnizca hayatin degil, sanatin da kaynagi. Varolusun bu ele avuca sigmaz çocugu, karanlik çaglardan bu yana ele geçirilmek isteniyor . Kimi zaman elmaslarda ya da kristallerde aranan bu hakimiyeti, karanlikta aramayi düsünebilen ilk kisi Aristo'dur. Bir igne deliginden geçecek kadar sinirli isik demetinin, geçtigi yerdeki nesneleri hafizasinda barindirarak sirlarini karanlik bir odanin duvarina açacagini da ondan baska kim düsünebilirdi ki ? Bu antik çag bilgesinin açtigi igne deliginden sizan isik , yüzyillar sonra bir rönesans çilgininin yüzüne düstü. Leonardo usta, isik ile karanlik arasindaki antik bagintiyi yeni çaga tasidi . Hiç kuskusuz , tarih , varolanin disindakini arayan çilginlarla dolu. Yari saman yari çilginlardan biri de Joseph Nicephor Niepce idi . Bu isik tutkunu , 1826 yilinda, isigi kagit üzerine hapsetmeyi basardi. Bu isik ve zaman hapishanesine , fotograf adi verildi . Fotografin tarih içindeki serüveni , fotografin zaman içindeki serüveninden çok daha öncelere uzanmakta. Ne ki , kimi yari çilgin yari samanlar günümüzde de yasamlarini sürdürüyorlar. Ve onlar hala igne deliginden sizan isigin pesindeler. Iste, Aristo' nun verdigi adla camera obscura yani karanlik kutu fotograflari bu sayede karsimiza çikiyor. Farkli bir isik , farkli bir perspektif , farkli bir dünya sunarak ."

bu yazıyı sizle paylaşmak istedim.
fotoğraf çekerek kendine farklı bir dünya yaratmak beni rahatlatıyor. gerçeklikten kopmuyorsun ama anı da donduruyorsun. bu yüzden Niepce bu sistemi bize bulduğun için sana teşekkürler.
ışığınız bol olsun sevgili fotoğraf severler..



saygılar...

6 Ekim 2010 Çarşamba

october 5

güne lülünün telefonuyla açtım gözlerimi..henüz sabahın 10.30'uydu. kalk hadi Re'ye gidiyoruz. kahfaltıya bekliolar Güloyla dedi. o an benimle dalga geçtiğini düşündüm. oha!die tepki verdim..(oysaki geceden konuşmuştuk Re'ye geçmiş olsuna gidelim.erken kalkan kaldırsın diye.)tabi s2e s2e de kalkıp hazırlandım.lülü geldi ve evden çıktık.velasıl minibüse bindik( gebze harem minibüsleri kahırlarla dol inşallah)ki çok da karşılaşmadığım fekat zaman zaman konuştuğum arkadaşım faikle karşılaştık. faik normalde konuşkan bi tip değildir.sanki içinden konuşuyormuş gibi gelir herzaman.neyse bu sabah uykusuzluktanmıdır nedir o da biraz konuşuverdi diğer karşılaşmalarımıza nazaran...neyse işte Re'lerin oraya vardık.evlerine giderken bisikletli artiz bi bebe çöt diye düşüverdi az ilerimizde..komik düştü ama o an bi üzüldüm..gülerdim eskiden olsa bol kahkalarla..gülemedim..yazık lan derken, ordan küçük bir çocuk(hüdaverdi kılıklı) hohahohahoha kahkalarıyla ohhh böle düşersin işte..öyle yaparsan böyle olur..diye düşen bebeyle fena dalga geçti.o an onun sezercik filmindeki ohh yaaa alıcam fıstığı binicem üstüne vurucam kırbacı vurucam kırbacı.. diyen çocuğa benzetmedim de değil hani:)) çocuğun düşüşü değil de işte o küçüğün dalga geçişi görülmeye değer bir komediydi:))) neyse lülükle Re'lere vardık. Re'nin ameliyat olmuş olması üzücüydü ama onun iyi olduğunu görünce içim rahatladı. ama resmen hastahane kokusu sinmişti ona.kötüydü yaa gerçekten o koku.. hiç sevmiyorum..hastahanelerde geçirdiğim günlerim aklıma geliyor.. o kokudan nefret ediorum bu yüzden.. kimse çekmesin o kokuyu..Re'nin ameliyat izini gördük..sezeryan yapmışlar kıza resmen..ne biçim lan bu doktorlar,gereksiz yere de kesiveriyorlar..bi kere daha ultrasona sokmak zor gelmiş demekki...siz siz olun sağlığınıza dikkat edin.herşey geçiyorda..sağlık elden gidince s2i tutmuş oluosun işte..neyse ziyaretin kısası makbüldür dicem ama bizimkide kısa değildiki :)) neyse ordan çıktık.çarşıya gittik.Zu'yla görüştük neim. muhabbet ıvır zıvır derken. eve geldim.. kuzenle sohbet ettik derken benim enerji bitiverdi.. bi mutsuzluk çöktü üstüme,bi duygusallık,bi isyan tavırlarına büründüm ama sonra ağladım rahatladım:)))
neyse zaman geçti evde kediyle oynaşmalar geçti..ben kaç gündür izlemeye çalıştığım ama hep yarım inen filmimi tam indirmeyi başarıp izleme girişiminde bulunup izledim.Krzysztof Kieślowski'nin yaptığı, Zbigniew Preisner'in müziklediği Adlarını Fransız bayrağının renklerinden alan üçlemenin ilki olan Üç Renk: Mavi (Özgün adı: Trois Couleurs: Bleu)'yi izledim.(hadi yine iyisiniz filmle ilgili de genel bilgiyi vermiş oldum :D ) tavsiye ederim. üçlemenin diğer ikisini de izlicem beyaz ve kırmızı'yı da.siz de izleyin. 
filmin başrol oyuncusu juliette binoche süpersonik bi hatun. bu hatunun diğer filmlerine bakarken.dün bulduğum "aslı gibidir" (copie conforme) adlı fransız filminin "filmekimi" etkinliği içinde gösterileceğini bugün öğrendim ve bilet baktığımda tükenmiş olduğunu gördüğümde adeta yıkıldım. niye lan..bir tane bile yok mu şimdi bilet..ne açmışız sinemaya arkadaş..bütün biletler tükenmiş..tüketiciyiz zaten bizler hiç üretici olamıyoruz.. neyse bu başka bi konu zaten.. sonra yine acıktım ben.gecenin 2sinde kaç tane manyak vardır benim gibi tavuk sote benzeri bişi yapar.ve afiyetle yer..(üstelik midem rahatsız..al işte gene kaynıyor)ama kendime hakim olamıyorum.aç kalmaktansa mide yanmasını tercih ediyorum..rahatsızım biliyorum..ama güzeldi lan.biliyorum ben bu yemek işini cidden.. kedim bile severek yedi.bide göt tabağından değil de ille elimden yemek istemiyor mu o an kafasına vurasım geliyor. hayır bende aç olmasam sorun değil de.. açken çekilmiyosun be güzelim..git kendin ye..(tabi kıyamayıp önce onu doyurduğum da bir gerçek)
bu arada ben bunları yazarken fox'da bayj'nin sunduğu şu yarışma vardı..çöt çöt bilemeyenleri suya atıverdiler..izlerken adrenalin salgıladım resmen:)
neyse işte yaa böyle birgündü..eksiği vardır fazlası yoktur..sıradan birgündü işte..ben sıkılmaya devam ederken iç güveysinden hallice selamlarım sizleri..
saygılar :)

5 Ekim 2010 Salı

çişim geldi anneeğğğğ

akşam içtiğim çayların idrar torbama direk girip dışarı çıkmak için sıkıştırması ve benim ısrarla salmamam görülmeye değerdi.üstüne sanki çişim yokmuş gibi hadi hop bize gidelim modu kışkırtıcıydı. yolda yürürken soğuk havanın dalga dalga etkisiyle ucuna gelmesi,işeme isteğimin artması bir çükümün olmadığına küfretmeme neden olmuştu.yürüyüşüm değişti yahu o kadar sıkışmıştım ki. beni tanıyıpta o yürüyüşümü gören biri çişimin ucunda olduğunu anlayabilirdi:) yeni sünnet olmuş bir erkek gibi yürüyordum. sonunda eve ulaştık,W.C ile aramda bir bağ kuracağımın hayalini kurarken annem her zamanki gibi kapıyı arka uzun kilitten kapatıp açıp kendince eğlenmeye başlamıştı bile.(altıma işediğimi sandınız dimi hahahah:) ama işemedim hıh) o anda kapının oraya salmak istesemde üstüm başım pislencek,sidik kokucam ve bu soğukta banyoya girip götümü dondurcam diye bunu yapmadım.çişim var anneeğğğğ geyiği bırak kapıyı aç diye anırmayı tercih ettim:) belki de geyiği bırak dememişdir ama içimden geçen oydu :D neyse ayakabılarımı bir tarafa çantamı bi tarada atıp okuldan yeni gelmiş,çişi olan bir çocuk gibi kendimi W.C'nin kollarına atıverdim..boşaldıktan sonra ohhhh demenin verdiği haz paha biçilemez :)))
içeri ,salona geçtiğimde kardeşim evi buram buram tost kokutmuş homini gırtlak yerken canımızın tost çektiğini fark edip hemen mutfağa yöneldim. süpersonik peynirli tostlarımızı yapıp lülüyle yedikten sonra kediyle oynaşma zamanı gelmiş anlamamışım.. lülü kediyle oynaşırken telefonun penasıyla oynaşan kedi için "kedi penası" diyiverdi. bi anda ağzımdan "sütü seven kamyoncu"dökülüverdi :))
"sütü seven kamyocuu tem'e
düşük donla yüzülür mü beeee" :)
velasıl bunun ardınlan lülüş evine doğru yol alırken bende online aldığım dersin 3. ödevini tamamladım..çok da afili oldu lan.. sertifikayı bana versin nolur lan.. mutlu olayım ben:)
onlar erdi muradınaaaa biz çıkalım kerevetine diyerek saygılarımı sunarım:))

2 Ekim 2010 Cumartesi

lola

okulun ilk yılıydı.hemen adapte olmuştum ortama tuhaf bi şekilde. ilginçtir ki yaşadığım yerden insan bile vardı..şimdi düşünüyorum da iyiki varmış..velasıl o yıllarda kendi halimce takılırken hep bir isimden bahsedilirdi..bi hatundan.. hatun hakkında söylenmeyen şey yoktu...deli olmasından tut sürtüklüğüne kadar herkes bişey söylerdi..1 yıl kadar hep bu hatunun adını duydum ama hiç kendisini görmedim.. kim lan bu karı,ne iş diye düşünüp durdum. benim için o hayelet bir aktristti...çoğu kişi korkuyordu ona sataşmaktan.. kim lan bu kız niye ben hiç görmüyorum... gel zaman git zaman okuldaki olay neydi hatırlayamıyorum ama konser gibi bişey vardı sanırım onu ilk gördüğüm,tanıştığım gün oydu...yakın arkadaşlarımdan biriyle gelmişti...tanıştık felam..gayet yavşakça duruyor,sürtük sürtük muhabbetler ediyor,ağzı bozuk küfürler eksik olmuyor,çoğu kişiyle dalga geçiyordu...o an ona sinir olmuştum..bende gayet küstahça davranıp pek siklememiştim o gün onu... o da içten o zamandan beri kıl olurmuş bana...bunu duydukça çokda s2me diyordum:)yine gel zaman git zaman evvel zaman içinde kalbur saman içinde derken yakın arkadaşlarımdan birine yavşadığını öğrendik bu hatunun...lan olum yapma etme dedik dinletemedik çocuğa...hatun sürtük olmasının yanında güzel,çekici ve seksiydi de...şuan düşünüyorum da erkek olsam bende bizim sözlerimizi s2me takmazdım yani:)) velasıl bunlar uzun zaman beraber oldular(hatundan beklenmicek bi davranıştı oysaki) aynı eve felam çıkıp,bana komşu olmuşlardı...benim eve gelmemi istemezdi hasbam,bende çok s2mde diyip giderdim yüzsüzce..(sonuçta sevdiğim insanlar o evdeydi) gel zaman git zaman biz iyice birbirimize diş bilemiştik...elimizden gelse birbirimizi bi kaşık suda boğucak olurduk..ama bir yanda da şunu düşünüyorduk ne iş lan bu hatun..neden böyle bu karı.. diyoduk ben onun için o benim için dermiş... bir zaman bu böyle devam etti..sonra bir gün o beni okulda durdurdu.seninle bi kahve içelim diye..işte birbirimize olan sevgimizin temelleri o kahveyle atılacağını bilemezdik ki... oturduk,kahvelerimizi aldık,sigaramızı yaktık...ee başla dedik gayet küstah bir tavırla... derdin ne kızım senin vs..ler uçuşup gittiler masamızdan.. sonra saçma sapan bir diş bilemeye girdiğimizi farkettik...olaylar birbiri ardına gelişmeye başlamıştı ben ona gidiyor,o bana geliyordu...beraber oldukça birbirimiz hakkındaki herşeyi öğreniyoduk...ilerleyen zamanlarda gördük ki aslında benzer yaşamlarımız varmış...gel zaman git zamana geldik yine o bar senin bu bar benim dolaşıp durduk..tabiri caizze mına koduk ortalığın... canımız mı sıkıldı,paramız mı yok hiç önemli değildi,eğlenicek bişey bulurduk...en zevkli zamanlarımız akşamdan kalma günlerimizdeki sabah kahvaltılarıydı..balkonda saatlerce kahvaltı masasında oturur bir demlik çayı içer sohbet ederdik...ardından kahve yapar oturmaya devam ederdik...ders saati geldi lan...yaaa siktiret 2. derse gideriz der o günü öyle geçirir, akşam olunca da hadi bi yürüyüşe çıkalım der kendimizi mekanda bira içerken bulurduk:)) nasıl oluyordu da oraya gidyorduk hep bilemiyoruz ama hep sonumuz o mekan olurdu...havalar iyiden iyiye ısınıyordu,şenlikler başlıyordu...otobüse kim para vercek lan kutsal baş parmak bizi hiç yalnız bırakmıyordu... gitceğimiz her yere otostopla gidiyorduk... sırt çantası sırtımızda içinde iki üç parça kıyafet tekila şişeleriyle... o sıralar elde edemeyeceğimiz hiçbişi yoktu...kral ve kraliçe bizdik:) o bahar şenliğini hiç unutamıyoruz.. tekila shot yapıp dönme dolaba binerdik...onun da dediği gibi durdursak o günü o anı, herkesi, sadece biz olsak gülen yüzlerimizle...nasıl olmuştu da birbirimize nefret doluyken aşkla dolmuştuk kim bilebilirdi..ama bildiğim bişey vardı orda beni ondan başka seven yoktu,beni anlayabilen,kaprislerime katlanabilen başka biri yoktu...kimse sevmezdi onu,arkasından atıp tutarlardı ama bilmezlerdi onun yüreğinin hepsinden büyük olduğunu..sevgisi ne kadar büyükse nefretininde bi o kadar şiddettli olduğunu...okula girdiğimizde herkes döner bi bakar fısır fısır konuşurdu arkamızdan. bizde görürdük..ama bilmezlerdi bizim için birer kukla olduklarını...iplerinden tutardık istediğimiz şekilde konuşturur,oynatırdık,bilmezlerdi malzeme vermesek konuşcak bişileri olmayacağını...eğlenirdik bunla bile onunlayken...o kadar çok şey var ki aslında anlatmaya değer ama buna parmaklarım dayanacak gibi değil hani...belki bir gün kısa kısa anlatırım hikayeleri sizde zevklenirsiniz..belki kendinizden bişiler bulursunuz...hayat bize güzeldi o yıllarda...sabaha kadar içip sınava sarhoş kafa gidip eve gelip beraber uyumak gibisi yoktu.çoğu kişi aramızda bişi var sanıyordu.. sanın lan o.ç'ları diyoduk bizde hiç bozuntuya vermeden...lezbiyen mi görmek istiyosun görün amk derdik...şenliklerde tanıştığımız çocukların bize tanrıça muamelesi yapması da ayrı keyif vericiydi...sizin gibi hatunlar tanımadık...ne lan uzaydan mı geldik biz diyip dalgamıza bakıoduk... sanırım biz değil de onlar farklı dünyalardaydı... sizin kafanıza erişmek için ne yapmak lazım bilememiştik... :) develer telal pireler berber olmuş iken biz hep aynı kaldık.. şimdi etrafımıza bakıyoruz da herkes değişmiş, peki ya biz, değişime uğramadan kalmayı nasıl başardık.sanırım geçmişte yaşamaya borçluyuz bunu... iyi miydi kötü müydü bu bilemezdik ama içimdeki çocuğu,enerjiyi hala canlı tutan bu kadına sevgimin bitmeyeceğini ve ona teşekkür etmeyi istedim bi an...yaptıklarını çekinmeden anlatabilen,arkadan iş çevirmeyen,sevdiğine dürüstçe sevdiğini sevmediğine doğrudan sevmiyorum diyen bu kadın gibi bi kadın görürseniz onu kaybetmeyin...ondan zarar gelmez...biraz çılgındır ama hep mutlu olursunuz...
saygılar...

**piçç bu yazdığımı senin okumayacak olman ne güzel..götün kalkmıcak hahaha:) seviyorum kadın seni...