11 Ekim 2010 Pazartesi

karakolda ayna var bloğumda mim var

nedir yahu bu mim çılgınlığı anlamış değilim..herkeslerde bir mim şeysi..kim kimi mimlemiş..mim takkesi neymiş..neyse bizede kervanın yolu gözüktü sevincimden iki raket namaz kıldım(yersen)..ohh ohhh ilk mimi aldımm diye bağırırkeeeennn aman da pek bi rahatladım.küçükken fişlemek diye bi olay vardı bu da onun gibi bişi olsa gerek.karakolda ayna var kız kolunda damga var:) başkomiser serüvenci damgayı basıvermiş de anlamamışım..peki madem ,bende hayatıma bir noktalı virgül koyuyorum ve isteklerini yerine getiriyorum:)))
hep bir impalam olsun istemişimdir.saçlarımı savurarak çılgın arkadaşlarımla gençlik günlerimizdeki gibi metalin mınakoyarak gitmek güzel olurdu doğrusu:)

mimiliin takkesi:Yaşadığımız tüm sıkıntıları geride bırakıp, sevmediğimiz insanlardan, yapmaktan daral gelen işlerden uzağa bir tatile gidiyoruz. Bizi yolcu etmeye gelmiş üstelik gıcık olduğumuz herkes. Alayına çalımlı bir bakış fırlatıp arabamıza bindikten sonra, geride kalanları çatlatırcasına müziğin sesini sonuna kadar açıp, tozu dumana katarak oradan uzaklaşıyoruz. Şimdi sizden istediğim, mimlediğim herkes bindiği arabanın resmini ve son ses açtığı şarkının adını, sözlerinden bir bölümü ve söyleyen solistin resmini yayınlayacak.
Ve buyurunuz..

Araba: chevrolet-impala














grup-solist-şarkı


Deep purple






 solist: Ian Gillan






şarkı: sometimes i feel like screaming




While you were out... 
The message says 
You left a number 
And I tried to call 
But they wrote it down 
In a perfect Spanish scrawl 
In a perfect Spanish scrawl 

Yet again 
I'm missing you 
King size bed 
(in a) hotel someplace 
I hear your name 
I see your face 
I see your face 

(The) back street dolls 
And the side door johnnies 
The wide eyed boys with their bags full of 
Money 
Back in the alley 
Going bang to the wall 
Tied to the tail 
Of a midnight crawl 
Heaven wouldn't be 
So high I know 
If the times gone by 
Hadn't been so low 
The best laid plans 
Come apart at the seams 
And shatter all my dreams 

Sometimes I feel like... 
Screaming 
Close my eyes 
It's times like this 
My head goes down 
And the only thing I know 
Is the name of this town 
Is the name of this town 

Yet again 
I'm missing you 
Won't be long 
O' coming home 
Until that distant time 
I'll be moving on 
I'll be moving on



burdan da şarkıyı dinlersin

http://www.dailymotion.com/video/x8wxvl_deep-purple-sometimes-i-feel-like-s_music



sevgiler:))

değirmendeki masal perisi

zaman düşer ellerimden yere
oradan tahta boşa
saatler çalışır izinsiz
hep bir sonraya


hep diyorum zaman ben istesemde istemesemde gidiyor işte.nereye gittiğini,niye gittiğini söylemeden...birileri dışarılarda,eğlence mekanlarında eğleniyor,kimileri sıcak evlerinde huzurlu bir şekilde muhabbet ediyor,kimileri tv izliyor,belki birileri ayrılıyor birileri yeni bir ilişkiye başlıyor,kardeşim pc başında oyun oynuyor,annem uyuyor,babam kediyi seviyor..bende işte oturuyorum.. yapıcak başka birşey de yok zaten..ne kadar zorlasam da,ne kadar düşünsemde,ne kadar istesem de bişeylerin yoluna gireceği yok... karmadır,auradır bokdur püsürdür iyi düşün iyi olsun geyikleride fasofisodur yani yemeyin bunları..ben yemek istedim ama boğazımda kaldı..nefes aldırmadı geri tükürdüm..en boktanı da 5 sene kıçından ter ata ata yaşadığın hayatın bir anda saçma sapan bir durumdan akıbetinin belli olmaması..koyuyor lan işte.. bunu daha nasıl söyleyebilirim ki..azıma sıçıldı lan, yaşlandım amk neye yaradı ? bi sike yaramadı..öyle işte bi anda öle bir hayatın hiç olmamış gibi gelmeye başlar...hafızan kendi kendine format atar..güncelleştirme yapmayı unutmuş bilgi sistemin de çökmeye yüz tutmuştur. ne izlediğin filmler ne dinlediğin şarkılar iyi hissetmeni sağlamamaya başlar..her kafadan bir ses çıkar,neyin var diye sorarlar..bakarsın öle bön bön amk anlatsam nolcak anlatmasam nolcak dersin...yine de değer verdiğin kişilerdir ucundan azcık anlatırsın..ama sanki götüne takmıomuş gibi..o an aslında dokunsalar ağlıcaksındır,için kan ağlıyodur ama naparsın o üzülmesin bu üzülmesin diye yüzüne sahte bir gülücük koyup bakarsın etrafa ıslak gözlerle.soranlara yok ya yeni uyandım,yok ya bişey gözüme bişi kaçtı,kaşındı,kıl girdi ebesinin amısı oldu felan feşmekan bissürü yalan uyduruverirsin..bi bakmışsın bir şizofren hayat yaşamaya başlamışsın. kendi içinde başka,insanlar yanında başka yaşayan..hergün yalvarırsın içten içe alın lan beynimi,düşüncelerimi,ruhumu..hissetmeyim,duymayım dersin...sabahlara kadar oturursun,bütün gün uyursun..gün ışığı anlamını yitirmiş olur..geceler daha bi dost olur..ahh şu anda bir kadeh şarap olsaydı nasılda güzel olurdu.bülent baba yine de oynar mısın benimle? diyor..yine de oynuyorum hayat işte seninle.ne yaparsan yap bu oyundan diskalifiye edemiyosun işte..yada ben attıramıyorum işte kendimi ama dahil de olamıyorum..ilginç bir durum dimi..atsan atılmıyor satsan satılmıyor...ben böyle hayatın mehtabını s2eim lan diyosun,diyosun da ne s2ime yarıyor anca diyosun işte. laf var icraat yok.neyinle s2cen lan dediklerinde abi ödünç versen seninkiyle iş görsem diyemiyosun işte..


bir yel değirmeni içinde öğütülsem
don kişot gelse beni kurtarsa
ordan kaleden rapunzele gitsek bir beş çayı içsek
sonra 7cücelerle pamuğa gitsek..ee o da anane olmuş hayırlı olsuna gitmek gerek..
sonra ben kırmızı başlığımı takıp ormanda kurtla piknik yapsam..o sırada mantarı fazla kaçırmış olsak,iyi bir çocuk olduğumuzdan değil mantardan şirinleri görsek..sonra candydeki anthony gelip götürse beni alp dağlarına orda heidinin dedesinin evinde uyusak..masalın sonu olmasa ve kutup ayısı beni bulamasa daha iyi olmaz mıydı?...


ve sen ben, değirmenlere karşı bile bile birer yitik savaşçı
akarız dereler gibi denizlere
belki de en güzeli böyle



8 Ekim 2010 Cuma

who

saat sabahın 5buçuğu.ben hala uyanığım evet:) vampir de yarasa de ne dersen de illaki zaman geçircek bişiler buluyorum ama.bugün hiçbişi olmadı. anlatıcak hiçbişeyim de yok aslında.kutup ayısının beni kertmekten bu kadar zevk aldığını bilmek hiç hoş değil. folloş oldum ayıcık..yeter artık başkalarına git de benim de hayatım yoluna girsin.aslında bunu sırf sadık okuycum kurabiye için yazmak istedim.biliyorum ki sabah kahve eşliğinde okuycaksın.bu seferki çok uzun olmayacak. sana kötü bir haberim var. ben yeni bir dizi buldum kendime:)
artık logan değil todd olucan :D samantha who .yeni dizimizin adı. bir kazada hafızasını kaybeden bir hatunun kendini ve çevresini tanımaya çalışması ve yeni bir kişilik yaratma çabasından bahsediyor. eskiden tam bir sürtükmüş,şeytanmış.şimdi ise tanrıça,iyilik meleği olma yolunda.söylesenize kim bazen yeni bir kimlik yaratmak istemiyorki? bende eskiden başkaydım..gençlik diyorum işte buna..ahh yaşlandık.kemiklerimiz ağrıyor artık. saçımda tonla ak var mesela. yürümek bile yoruyor. bazen içimde 60 yaşında bir kadının bana hükmettiğini düşünmekteyim.kurabiye korkma 2 sezon var sadece.uzun sürmücek:)))

7 Ekim 2010 Perşembe

ben böle sistemin...

2 gündür internette iş ilanlarına bakıyorum. yenibiris.com,kariyer.net. tarayıp duruyorum.sinirlerim bozuldu yahu..bu nasıl bir sistemdir?bu nasıl bir hayattır?5yıl eşşek gibi okuyup alanında iş bulamamak nedir abicim.hiç mi ilan olmaz ya.anca stajyer arayanlarda birkaç ilan var.onda da zaten bedava iş gücü.amele arıyorlar. para vermeden it gibi çalıştırsınlar.zamanı dolunca da başkasını alıp onu çalıştırsınlar.götler zaten lisans boyunca yeterince staj yaptık.bir imkan verin be çok şey mi istiyoruz. 
zaten bu bölümü seçen kafama sıçayım ben. idealistliğim tutmuş. bok mu var.siktirgit halkla ilişkiler oku.yığınla ilan var. ne diye gazetecilik okuyup medyanın sofrasına yem etmeye çalışıosun kendini. kim soktu lan kafama küçükken bu mesleği çıksın ortaya.iki çift lafım olcak ona. itlik yapacağına eşşek gibi çalışsaydın şimdi paşalar gibi iş bulurdun. git mühendislik oku,mimarlık oku bunları yapamıosan siktir git pazarlama oku lan gazetecilik haricinde ne okursan oku.hepsine iş var sana yok işte.zamanında tercih yaparken son anda ne diye değiştiriosun tercihlerini.paşalar gibi gidip 2 yıllık halkla ilişkiler okucaktın işte. ahh anne ahh çakamamışın bir beş kardeş o zamanlar bana. yürü git oku 2 yıllık diyememişin bana. seninde aklını çelmiştim hatırlıyorum.ahh şu dilim yok mu,ikna kabileyetim yok mu..illa başıma sonrasında iş açar zaten. neymiş 2 yıllık okuyup da nolcakmışım. işsiz geziolarmış.birsürü mezun varmış,bana mı kalcakmış.al muz.siki tuttum işte.gidip 5 yıllık uluslararası okulda istediğim mesleği okuyimmiş daha iyimiş. yok ingilizcem gelişirmiş yok uluslarası diplomaymış ebesinin amıymış. al işte noldu lan göt gibi kaldın.halkla ilişkilere yığınla iş sana da armutun sapı üzümün çöpü. ne sanıyodun ya. arkadaş gsf hazırlık atölyesi açıyor kendine.öğrenci gelirse nimetlencek işte.beni de ders çalıştırmak istedi. fotoğrafçılık okursun.seviyosun,yapıyosun diye. bu ilanlardan sonra ondan da soğudum.bisiktirolup gidip pazarlama okucam lan. birsürü pazarlamayla ilgili eleman arıyolar.kalifiye eleman olucam.hayattan soğuttunuz mk..
hadi dedim farklı dallardan eğitim alıp iş alanımı genişleteyim.faydası olur. sertifa neyim alırım biryerden iş imkanı doğar. yok oğlu yok işte. paran yoksa bi sik olamıyosun bu ülkede. en basitinden 3 haftalık bir eğitim 750tl den başlıo.peşin alırlarmış olmadı uygun kredi kartına taksit. hey gidi memleketimin eğitimi hep mi satılık olursun.hep mi ticari olursun. bu ülkede paran yoksa öl zaten.yaşamaya,nefes almaya bile hakkın yok. paran yoksa hastahane yok
paran yoksa doktor yok
paran yoksa yemek yok
paran yoksa eğitim yok
yok yok yok
paran yoksa öl,geber yaşamanın anlamı yok.sonra kalkıp fatmagülün suçu ne? dersiniz. suçu ne olcak parası yok. öle siker bırakırlar.üç kuruş ellerine sıkıştırırlar,satın alırlar gençliğini,özgürlüğünü,hayallerini. böyle benim güzel memleketim işte.insanı çileden çıkartırlar. bunlara çare bulmadan ali kesen veli bozan olurlar başımıza anca. arkadaşıma dert yanıyodum bu konu da o da gider evlenirsin sende zengin biriyle dedi. 
bulursan beni öner dedim. ne diim. evisinin kadını olur çocuk anası olmaz dersin.
o olmadı dedi
olur hacı yaa yap bi güzellik
pazarlık yaparız olma mı,ver elini sıkışalım...hoopp verdim gitti :)))

saygılar..

mr. lomo lomo




insani duygularımı aldırsam üzerimden yük kalkmış olur muydu sizce?

cevap: olabilirdi. neden olmasın..
mesela şu sıkılma dürtüsünü yok edicek bişeyler yapsa biliminsanları çok süper olurdu doğrusu.sıkılmaktan sıkıldım yaa..yeter artık..sıkılmak zorunda kalmayacağım günler istiyorum kendime.ama bu gerçekleşmeyecek bir istek oldu. sıkılma dürtüm tamamen benle alakalı bi durum nasılsa.ve hep de öyle olacak.memnuniyetsiz bir insan olmaya başladığımın farkına vardığımdan beri kendimden bile sıkılır oldum. 
1-geçimsizim
2-şanssızım
3-memnuniyetsizim
4-isyanlardayım
5-aklınıza ne geliyorsa o benim işte...
bu ekim ayı hayatımı s2ti desem yalan olmazdı..zaten 2010'a girdiğim günden beri hiçbirşey yolunda gitmediki..2010 laneti beni boğazlamaya devam ederken ekim ayında coştuğu için,kendini aştığı için tebrik ediyorum onu. ama güçlüyüm,dayanıcam..yenilmicem ulan 2010 sana görürsün..küllerimden doğarım ben göt gibi kalırsın demedi deme...


dün de zaten eve hırsız giriyormuş. komşular görmüş.adamları kovalamış.bissürü action olmuş.bizim götümüz duymamış.çünkü götümüz teyzemdeymiş:) adamlar girse yaşamışlardı ama.milli servetlerim notebook ve fotoğraf makinamı alsalar intihar sebebim olurlardı zaten. e evdekilerin aletleri de ayrı zaten.oohh ohh kısa günün karı. bide kedimi alıp not bıraktıklarını düşündüm.


not: bir kedin bile yok artık..al muz 


ne kötü olurdu lan..hem eşyalarımızı çal hem taşak geç bizle..helal derdim bu durumda ne diyim başka. 
kedi de en az benim kadar sıkılıyor zaten. yattığı yerden sadece kuyruğunu bir aşşaa bir yukarı sallıyor.


keşke benimde kuyruğum olsaydı.ayak sallamaktan kurtulur kuyruk sallardım bende:))



    
neyse işte sıkılırken kendime faydalı bilgiler edinmedim değil. google amca çok amaçlı bilindiği üzere.o olmasa napardık değil mi? meydan larousselar,ana britannicaları karıştırır olurduk sayfalarca incecik,minicik yazılar arasında kaybolmuştuk çoktan..(açıkcası o günleri özlemiyor değilim..eğlenceliydi)
sevgili googla amcaya son günlerde kafama taktığım lomo makinaları sordum. bir sürü online alışveriş sitesinde satışta olcak birçok lomo makina buldum. peki neydi bu lomoların diğer analoglardan farkı?

retro,vintage sevenler bu makinalardan kullanıyorlarmış..(ımmm kulağa çok hoş geliyor. bende severim) lomoyla çekilen fotoğrafları inceledim.düşler ülkesinde gibi hissettiriyor insanı.evet bu hissi çok seviyorum. gerçek dünyadan uzaklaşmayı seviyorum.peki lomo bunu nasıl başarıyordu?hop yine bir araştırma yaptım.

lomo models
horizon
Lomo’da kadraja gerek duyulmaması, onu en çekiçi kılan unsurların başında geliyor. Makine, fotoğraf tekniğini önemsizleştirerek spontane, renkli, otantik, sıradışı kareler elde etmenizi sağlıyor. Bulanık, parlak hızlı, yavaş karelerle gündelik hayatın hiç dikkatinizi çekmeyen yönleri belgelenebiliyor. Bazı modellerinde birden fazla lens kullanılarak gökkuşağı renkli flashlar elde edilebiliyor ya da bir takım optik çarpıtmalarla çılgın kareler yakalanabiliyor.
(ne güzel değil mi? tam da hayal ettiğim gibi)

Lomo’nun bir özelliği de her makinenin başka bir ya da birkaç özelliğe sahip olması. peki bu lomoların çeşitleri neler diyoruz hemen ve onun da yanıtını buluveriyoruz.
Lomo’nun Temel Modelleri
Horizon: Panoramik fotoğraflar çekmenin en kolay yolu. 120 derecelik bir açıyla çevrenizi kadraja alın.

colorsplash

Oktomat: Kareyi eşit sekiz parçaya bölen 
35mm makineyle kendinizi yönetmen gibi 
hissedebilirsiniz.

Colorsplash: Renkli filitrelerle dilediğiniz 
kareyi dilediğiniz renge boyayın ya da en
 sevdiğiniz görüntünün arkasını ışıklarla boyayın.

Pop 9: Pop-Art kamerası dokuz lensli. Aynı çarpıcı kareyi dokuz defa tekrarlayıp daha da çarpıcı hale getiriyor.
oktomat

Supersampler: Bu dört lensli kamera, ışığa duyarlı Japon panoramik lenslere sahip. Aynı   anda birbirini takip eden panoramik 
kareleri tek bir fotoğraf karesinde
 çekme imkânı veriyor.

Actionsampler: Dört lensli kamerayla bir anda dört farklı kareye sahip olabilirsiniz.


lomo severlerlerin tek kuralı kuralsızlıkmış. istediğiniz gibi çekin. kuralları önemsemeyin diyor. bu sözü bu işle profesyonel uğraşanlar mutlakaki tepki gösteriyorlardır eminim buna.ama biraz eğlenceden kimseye zarar gelmez değil mi?
bu makinaya aşık oldum ben evet. bana lomo
pop 9
 hediye alsanıza..çok mutlu olurdum nan.şipşak çekerdim hemen sizi:)

maymun iştahlıyım işte.gözüme bişi kestirmeyim illa istiyorum. ama içimden geliyor fotoğraf çekmek.biraz da mesleki bir iş olarak görmüyor değilim. ama son zamanlarda eline fotoğraf makinasını alan herkesin fotoğrafçıyım diye ortalıkta dolanmasına da sinir oluyorum. ağızlarının üstüne çöt çöt vurasım geliyor. ben fotoğrafçı değilim. sadece hobilerim fotoğraf çekmek:) beni de çekin ama yaa bıktım hep sizleri çekmekten. acukta bağa vir:)
actionsampler
supersampler
bu lomonun diğer bir özelliği ise fotoğrafın ortaya çıkışını sağlayan pinhole(iğne deliği) tekniğinin çoğunlukla kullanılıyor olması. okulda da görmüştük bu tekniği. tarihini felam. camera obscura diye geçiyordu. sevgili hocamız sınavda bile sormuştu.nasıl unutabilirim ki. eşşek gibi çalışmıştık:) ışığın ne şekilde kullanabilceğimizi gösteren bir teknikti. işin meraklıları bunu deneyebilirler.vereceğim linkte kendinize nasıl camera obscura yaratabileceğinizden ve çekilen örnekler sunulmuş. http://www.corbis.readymech.com/en/camera/?camera=5#main_image bu konuya değinmişken de
"CAMERA OBSCURA

Isik yalnizca hayatin degil, sanatin da kaynagi. Varolusun bu ele avuca sigmaz çocugu, karanlik çaglardan bu yana ele geçirilmek isteniyor . Kimi zaman elmaslarda ya da kristallerde aranan bu hakimiyeti, karanlikta aramayi düsünebilen ilk kisi Aristo'dur. Bir igne deliginden geçecek kadar sinirli isik demetinin, geçtigi yerdeki nesneleri hafizasinda barindirarak sirlarini karanlik bir odanin duvarina açacagini da ondan baska kim düsünebilirdi ki ? Bu antik çag bilgesinin açtigi igne deliginden sizan isik , yüzyillar sonra bir rönesans çilgininin yüzüne düstü. Leonardo usta, isik ile karanlik arasindaki antik bagintiyi yeni çaga tasidi . Hiç kuskusuz , tarih , varolanin disindakini arayan çilginlarla dolu. Yari saman yari çilginlardan biri de Joseph Nicephor Niepce idi . Bu isik tutkunu , 1826 yilinda, isigi kagit üzerine hapsetmeyi basardi. Bu isik ve zaman hapishanesine , fotograf adi verildi . Fotografin tarih içindeki serüveni , fotografin zaman içindeki serüveninden çok daha öncelere uzanmakta. Ne ki , kimi yari çilgin yari samanlar günümüzde de yasamlarini sürdürüyorlar. Ve onlar hala igne deliginden sizan isigin pesindeler. Iste, Aristo' nun verdigi adla camera obscura yani karanlik kutu fotograflari bu sayede karsimiza çikiyor. Farkli bir isik , farkli bir perspektif , farkli bir dünya sunarak ."

bu yazıyı sizle paylaşmak istedim.
fotoğraf çekerek kendine farklı bir dünya yaratmak beni rahatlatıyor. gerçeklikten kopmuyorsun ama anı da donduruyorsun. bu yüzden Niepce bu sistemi bize bulduğun için sana teşekkürler.
ışığınız bol olsun sevgili fotoğraf severler..



saygılar...