23 Ocak 2011 Pazar

işte bir pazar günü ve ben yazarım

puslu yağmurlu şu pazar gününde yarını düşünüp , okuduğum bir kaç blog yazısından sonra gaza gelmiş olmamı tebrik eder hepinizi sevgiyle selamlarım sayın baylar bayanlar merdivenden kayanlar bıkbık bunun devamı da vardı anasının karnından kız kaçıranlar bla bla die giden..öfff nasıl da gereksiz işler müdüresiymişim:)

ahaaa bak iki gündür jehan barbur dinliyorumm..bi huzura erdim şu hatun sesiyle size anlatamam yani..nirvanaya ulaştım ulaşıcam o derece..hatun sölüyor beyler..ccc jehanreis ccc :D bunu da demesem eksik kalırdı bi tarafım:)

 http://www.youtube.com/watch?v=lFd51vpqVWM&feature=related

yaa kadın kalk git işlerini hallet desem de yok içimden gelmiyor onları halletmek. az önce okuduğum bir blogda şuan da yapman gerekn ne iş varsa ve sen sonraya ertelediysen kalk onu yap. sonra değil şimdi bla bla diyte devam ederken noluyoz la..yazan beni tanıyor sanırım derken içimden olay sevgiliyi,sevdiceği aramaya bağlandı ve içime bi rahatlık çöktü. işte o anda dedim heh beni bilmiyormuş.istediğim kadar totomu yayabilir istediğim kadar yapacağım işi erteleyebilirim. hayır yazıyı okumaya başladığımda vicdan azabı çektim resmen..ama sakin oldum.usulca yerine koydum ve kendime geldim:)

ya yaptığım her işten belli bir müddet sonra soğuyor olmamı düşündüm de sorun bende değil gibi geliyor.sorun yaşananlarda sanki.sorun çevrede sanki. hayır yaa çevre bu kadar sorunlu olamaz demek istesemde ee o zaman ben mi bu kadar sorunluyum arkadaş. eğer ben bu kadar sorunluysam neden tedavi olmuyorum peki? tedavi olacak bir sıkıntım olmadığını düşünmem sanki olayı reddetmiş oluyor gibi duruyor. belki ben ruh hastasıyımdır belki herkes ruh hastasıdır bi ben sağlıklıyımdır..hadi lan ordan yavşak yavşak konuşma şimdi dedim kendime. belki bu dünya başka bir dünyanın cehennemidir..neden cehennem lan hep bi azap içinde olmak zorundamıyız. hayır nie bu kadar mutsuzluk. eğlence içinde somurtmak neden. kendimi ağlayan palyaço gibi hissediyorum artık. gülücükler saçarken etrafa içten içe cinnet geçiriyor gibiyim. belki de gibisi fazladır aslında cinnet geçiriyorumdur. neyse yaa size yeni işten bahsedememiştim. ulan hangi işe gitsem bi manyak buluveriyor takıveriyor kafayı. hayır bu kadar mı gıcık olunası bi varlığım diye düşünmeye başladım. durup düşünüyorum ne yapıyorum diye. güleryüzlü olmak mı suç,iletişimi yüksek olmak mı suç, bildiğim şeyleri onların bilmiyor olması mı suç,paylaşımcı olmam mı suç bilemedim yani ben bunu. evet yaa bunların hepsi suçsa ben suçluyum arkadaş. ben kılın tekiyim. ben gıcık olunası bir varlığım.

başlarda herşey iyi hoş güzeldi. adam bizi gaza getiriyordu. herşey süper olcak bıkbık diye. inandık güvendik. sonuçta dedim istediğim işi yapıyorum. okuduk o kadar mesleğimizi icra edicez şurda. derginin yeni oluşunun dezavantajı olsa da tutarsa büyük avantajı olacağından bu negatif yönleri görmezliğe geliyordum. sonra bir gün karısı çıka geldi adamın. bende yayın koordinatörünüzüm diyerek. ee tamam hoşgeldin ablacım. hergün yüzlerce kelimeden oluşan cümlelerle beyin skmeye başladı tabi. rneymiş dergi 400 sayfa olcakmış.200 s reklam 200 s içerik. iyi hoş güzel allah arttırsın beyler. dergi aileye yönelik A plus kesim için olacaklar bilmemneler. okuyucular A sınıfı yüksek enerji tasarruflu insanlar.. bu modeller az elektrik yakıyor biliosunuz:) neyse bide bu adamlara 10bin sayı bedava verilcekmiş. ohh ohh hacı sen iyi gidiyorsun yaa. karttallar yüksekten uçar dediydik ama sen daha cin olmadan adam çarpmaya çalışıyosun ben orda bi takılı kalıyorum işte. çıkmayan derginin tirajını yazan zihniyeti kınıyorum abicim. tamam hayallerin olucak, gerçekleştirmek için umudun yüksek olacak,gazın her daim olacak ama o gaz çok birikirse gaz sıkışmasından dolayı ağrı yapar. bunu da bi bil yani. kadın açık açık dedi zaten sana zor konuları bilerek veriyorum ne kadar dayanıcaksın deniyorum diyo. la şırpıntı 7 konu var zaten mal mal konular ben gurmemiyim lezzet yazıyorum ben psikologmuyum kişisel gelişim yazıyorum hocamıyım eğitim yazıyorum doktor muyum sağlık yazıyorum yoksa mühendismiyim teknoloji yazıyorum arkadaş bi mantıklı ol ya.. bi an emine s. bedel olurken hemen ardından vedat milor oluyorum o bittiği anda hani bi adam vardı aşk doktoru coşkundeniz oluveriyorum felam artık kaç kişiliğim var bende yakalayamıyorum kendimi. bide ciddi konuları yavşak bir dille yazmamı istemiyor mu işte ben orda bitiyorum olaya.. tamam ablacım onu da yaparım yeterki çeneni kapa. neyse diceksiniz ulan sende ne bahtsız bedevisin hep mi seni bulur. sende bi arıza var bence geçinemiyorsun insanlarla. üzerinde negatif enerji var ve o yüzden senle uğraşan çıkıyor illaki. bilmiyorum neden oluyor ama çok da tın lan. alırım başımı giderim efeler gibi heyy:) velasıl dostlar yine bana hüsran yine bana hasret var. ama bu işin en güzel yani hafta sonların tatil olması. insan dinlendiğini anlıyor. birde benimle dışarı çıkan arkadaşlar olsa daha da bi mutlu olucam ama herkesin içi geçmiş yahu..herkes yaşlanmış sapır sapır.. nabalım kimse olmayınca zevki de çıkmıyor dışarı çıkmanın. ee yine bana hüsran işte. otur evde boş boş toto büyüt kadın.

hee unutmadan birde bu hengame de başıma gelen olayı sizlerle paylaşayım da ne kadar bunak olduğum ne kadar şapşal olduğumu tescillediğimi bilgilerinize sunmuş olayım.

geçen haftalardan bir salı günüydü. gene yayın koordinatörü zırtapozu sinirlerimi tepeme çıkarmış.beynimdeki her sinir damarı hop hop zıplamış,filler kafamda bachata yapmaya başlamışken işte robota dönmüş bir halde işten çıkıp eve varmaya çalışıyordum. o esnada sevdiğim arkadaşlarım biri arayıp yarım saat de telefonda dedikodu verdi mi. kafam zaten embole olmuştu üstüne birde yarım saat telefon konuşmasından sonraki halimi bi hayal edin isterseniz. tüm bu etkenler sanki başıma gelecek bu elim olayın sinyallerini vermişti. normalde çantamı çapraz takan insanım. çünkü kendimi iyi tanırım. omuz denilen organın % 70ine sahip değilim %30luk kısımda omzumda çantanın durmasına maal vermemekte.neyse bu hengamede montumun önünü bile ilikleyemeden çanta kolumda elimde poşet minibüse bindim. bi bakırköy abi dedik gittik. çanta hala kolumda heh evet çok güzel. düzelttim bi güzel. oturdum treni bekliyorum. sevgili arkadaşım yeldayla da günün kritiğini yapıyoruz felam ama ikimizde yorgunluktan bitap düşmüşüz. bindik trene bi güzel evin orda indik.
 yürüyoruz sohbet ede ede. eve geldik. bir önceki hafta aldığım ve ayaklarımın içine sıçan botları geri vermeye gidecekken çantam nerde ya la dedim. halbusiki almıcaktım da yanıma evden çıkarken ama işte bişiler dürttü bakındım. sonra la yelda çanta yok demeye başladım. ara tara çanta yok. o an anladım ki ben bir salağım. çantayı unutmuşum. ama nerde? acaba unuttum mu ki? belkide çalınmıştır? çalındıysa da nasıl farketmedim? acaba nerde bıraktım? işte bütün bu soruların cevabı hala muamma. hiç bilmiyorum. kendimde o kadar değilimişim işte. çantanın akıbetini hala bilmemekteyim. ne oldu nasıl oldu hiç bişi bilmiyorum.bildiğim tek şey çantamın kaybolduğu ve yeni aldığım bütün kozmetik ürünlerinin ipodumun o çantanın içinde olduğu. daha iki fısfıs yaptığım parfümüme mi yanayım gözüme bir kere sürdüüm kalemime mi renklerine hasta olduum rujlarıma mı yoksa akla gelecek diğer bütün kozmetik ürünlerime mi. la çantaya yanmıyorum ki ben. 10 tl ye aldıım çantanın lafını yapmam da . arkadaş içinde yıllardır kullandığım ipodum ve yeni ürünlerimin olması beni bitiren şey oldu. hee merak etmeyin böle bir bunak olduğumu bildiğimden cüzdanım ve telefonumu hep montumun cebine koyarım. malum çantayı da kapatmayı unutabiliyorum. velasıl çanta gitti kozmetik bitti. milli servetim püff olfu. üflediler söndüm.üzerine soğuk su içtim.

evet ben tam bir şapşaplım bunu da kabul ediyorum. üstüme gelmeyin kendimi intihar ederim:) (yalan hiç bi halt yapmam) :)